merkez medya, ali özdemir

Okulda şiddet tartışması: Risk işaretlerini ilk kim fark eder?

Okullarda yaşanan şiddet olaylarının ardından tartışma çoğu zaman hızla aynı soruya dönüyor: Sorumluluk ailede mi, okulda mı? Oysa çocuk yetiştirmede en büyük sorumluluk anne-babada başlıyor.

17 Nis 2026 - 17:02 YAYINLANMA
Okulda şiddet tartışması: Risk işaretlerini ilk kim fark eder?

Çocuğun ilk ilişkisi, ilk sınırı, ilk saygı deneyimi ve ilk duygusal güvenliği evde kuruluyor. Okul bu temelin üzerine ekleniyor, destekliyor, gözlemliyor ve gerektiğinde müdahale ediyor. Ama çocuğun kişiliğini, duygusal dayanıklılığını ve ilişki kurma biçimini belirleyen ilk alan aile oluyor.

Bir okulda şiddet yaşandığında ilk refleks çoğu zaman suçlu aramak oluyor. Kimi tartışma doğrudan aileye yöneliyor, kimi okul yönetimini ve öğretmeni hedefe koyuyor. Ancak tek bir tarafı işaret eden bu dil, uzun vadede çözüm üretmiyor. Yine de çocukla ilgili ilk ve en temel sorumluluğun ailede başladığını gözden kaçırmamak gerekiyor. Çünkü çocukta ortaya çıkan birçok davranış örüntüsü, ilk olarak evde şekilleniyor; okul ise bunu fark eden, izleyen ve gerektiğinde aileyle birlikte müdahale etmesi gereken ikinci alan haline geliyor. Şiddeti yalnızca evin ya da yalnızca okulun sorumluluğuna yıkan yaklaşım ise meseleyi basitleştiriyor; ancak evin belirleyici rolünü geri plana itmek de tabloyu eksik bırakıyor.

Peki bir çocukta risk işaretlerini ilk kim görür? Bu işaretleri fark eden yetişkin nasıl harekete geçer? Ve bu müdahalenin gerçekleşebilmesi için aile, öğretmen, okul yönetimi ve çevre arasında nasıl bir güven iklimi gerekir? Bu soruları TRT Çocuk’ta Uzman Psikolog Şehitnur Zülfikar’a yönelttik.

Erken kabul ve birlikte hareket, çocuğun yararına en güçlü koruyucu adımlardan biri haline geliyor. Erken tanı, fiziksel hastalıklarda olduğu gibi ruhsal sorunlarda da hayati önem taşıyor.”Şehitnur Zülfikar Uzman Psikolog [Fotoğraf: Getty]

Sorumluluk tek adrese yazılmıyor

Milli Eğitim Bakanlığının 2024/56 sayılı genelgesi, okullarda şiddetin önlenmesini okul yönetimi, rehberlik servisleri, RAM’lar, ilgili kurumlar ve velileri kapsayan ortak bir sorumluluk alanı içinde ele alıyor. Öğretmen-öğrenci, öğrenci-öğrenci, öğretmen-aile ve aile-öğrenci ilişkileri, şiddetin önlenmesinde temel eksenler olarak kabul ediliyor. Yani mesele sadece okul kapısındaki güvenlik önlemleri değil, okulun ve evin içinde kurulan dil, temas ve güven ilişkisi…

Bu yaklaşım, UNESCO’nun “bütüncül okul yaklaşımı” olarak tanımladığı çerçeveyle de örtüşüyor. Kantin görevlisinden servis şoförüne, okul yöneticisinden ebeveyne kadar çocuğun etrafındaki her yetişkin, aynı erken uyarı sisteminin parçası sayılıyor.

Böyle bir modelde koruyucu mekanizma, tek bir omuza bırakılmıyor; tam tersine birlikte işleyen bir yapı olarak düşünülüyor. Ancak bu yapının ilk halkasını yine aile oluşturuyor. Çünkü çocuk, okula başlamadan çok önce evde ilişki kurmayı, sınırla karşılaşmayı, öfkeyi nasıl ifade edeceğini ve yetişkine nasıl yaklaşacağını öğreniyor.

Şehitnur Zülfikar, “iş ailede biter” ya da “okul görevini yapmadı” gibi kestirme cümlelerin, sorunun karmaşıklığını açıklamaya yetmediğini anlatıyor. “Bu cümleler çoğu zaman iş birliğini de zorlaştırıyor. Çünkü bir tarafı baştan suçlayan dil, diğer tarafı savunmaya itiyor. Sonuçta herkes konuşuyor ama kimse birbirini gerçekten duymuyor.” 

“Çocukta bir duygusal yoğunluk olduğunu fark etmemek, zorlanıyor olduğunu ilk başta ailenin, annenin, babasının ve geniş ailenin dikkat etmemesi ya da belli davranışları görüp göz ardı etmesi aslında en önemli faktörlerden birisi”. 

Zülfikar, okul ile aileyi birbirinden ayıran değil, birbirini tamamlayan iki alan olarak düşünmek gerektiğini söylüyor. Erken işaretlerin bazen evde, bazen okulda, bazen de çocuğun her iki alandaki davranışları birlikte düşünüldüğünde fark edilebildiğini anlatıyor. 

Erken işaretler neden önemli?

Çocuklarda şiddet eğilimi çoğu zaman bir anda ortaya çıkmıyor. Zülfikar, bu eğilimin çeşitli işaretlerle kendini gösterebileceğini anlatıyor.

“Ani içine kapanma, akademik başarıda belirgin düşüş, çizimlerde karanlık ve saldırgan temalar, oyun sırasında sınırları sert biçimde aşma, tek başına kesin hüküm kurdurmasa da dikkatle izlenmesi gereken sinyaller arasında sayılıyor. Burada amaç çocuğu etiketlemek değil; değişimi zamanında fark etmek.”

Şehitnur Zülfikar, erken işaretlerin yalnızca açık saldırganlıkla sınırlı olmadığını söylüyor. Küçük yaşlarda fazla agresif ve hırçın davranışların evde fark edilebildiğini, çocuk bir gruba girdiğinde bu davranışların akran ilişkilerinde ve öğretmen gözleminde de görünür hale gelebildiğini anlatıyor.

“İlk başta 4-5 yaş civarı da fark edilir” diyen Zülfikar, hiç sorun göstermeyen bir çocuğun ilerleyen yıllarda da zorlanabileceğini, bu yüzden ilkokul, ortaokul ve lise dönemlerinin de dikkatle izlenmesi gerektiğini belirtiyor.

Tanı almış çocuk değil ihmal edilen çocuğa dikkat

Son günlerde en hassas başlıklardan biri de bazı çocukların tanıları ya da farklı gelişim özellikleri nedeniyle haksız biçimde zan altında kalması. Şehitnur Zülfikar, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, otizm spektrumu ya da özel eğitim ihtiyacı olan çocukların toptan “tehlike” başlığı altında değerlendirilmesine açık biçimde karşı çıkıyor.

“Kesinlikle hedef gösterilmemeleri gerekiyor” diyen Zülfikar’a göre asıl dikkat edilmesi gereken, duygusal dünyasında ne olduğunu ifade etmeyen, pasif agresif biçimde içe atan ve görünmediği için ihmal edilen çocuklar. “İhmal aslında sebep” diyerek, çocuğun taşıdığı duygusal yoğunluğun aile ya da yakın çevre tarafından fark edilmemesinin ciddi bir risk oluşturduğunu anlatıyor.

“Çocuğun zorlandığını görmemek, davranıştaki değişimi göz ardı etmek, ‘geçer’ diye beklemek ya da durumu kabul etmemek, sorunu çoğu zaman derinleştiriyor.”

Öğretmenlerin hareket alanı neden daralıyor?

Kağıt üzerinde öğretmen, çocuğu en yakından gözleyen ve değişimi en erken fark edebilecek kişilerden biri. Ancak bu rol pratikte aynı şekilde karşılık bulmuyor. Çünkü birçok öğretmen, veli baskısı, asılsız şikayetler, idari süreçler ve sürekli izlenme duygusu nedeniyle inisiyatif almakta zorlanabiliyor.

Özellikle okul-veli WhatsApp grupları, hızlı biçimde büyüyen şikayet süreçleri, öğretmenin her adımını potansiyel bir risk haline getirebiliyor. Böyle bir ortamda öğretmen, öğrencide fark ettiği değişimi konuşmaya açmakla yeni bir kriz başlatmak arasında kalabiliyor.

Şehitnur Zülfikar da öğretmenin alanının korunması gerektiğini düşünüyor. Ailelerin çocuk gelişimi konusunda daha bilinçli olmasının değerli olduğunu, ancak bunun her konuda yetkinlik anlamına gelmediğinin altını çiziyor.

“Okuldaki alanda da yetkinlik ve etkinliği sağlayacak olan yine aslında öğretmenler. Ailelerin bazen fazla bilinçlenmeleri ama o bilinçlenmede ortalıktaki bilgi kirliliğinden kaynaklı, her şeyi bir öğretmen kadar, bir psikolog kadar ya da bir hekim kadar bilmedikleri gerçeğini kabul etmeleri gerekiyor. Öğretmen, okulda yalnızca ders anlatan kişi değil; çocuğun gelişimini izleyen ve sınırları eğitim çerçevesinde kuran profesyonel rehberlerden biri."

Çocuğun öğretmeniyle kurduğu ilişkinin de evde nasıl bir dil duyduğuyla doğrudan ilgili olduğunu söylüyor Zülfikar.

“Çocukların evde anne ve babaya saygı duyan bir birey olması, okula başladıktan sonra öğretmenine saygı duymasını da kolaylaştırıyor. Demokratik ebeveynlik, çocukta saygıyı inşa ediyor. Evde sınırın, karşılıklı saygının ve tutarlılığın olduğu bir ilişki kurulduğunda çocuk bunu yalnızca aile içinde bırakmıyor; okulda öğretmeniyle ve diğer yetişkinlerle kurduğu ilişkiye de taşıyor.”

Şiddet yalnızca fiziksel değildir

Aile içindeki şiddet algısı da kritik bir yer tutuyor. Çünkü birçok evde fiziksel şiddet yoksa, sorun da yok sanılabiliyor. Oysa bağırmak, tehdit etmek, aşağılamak, korkutmak, baskı kurmak ya da istemediği bir şeyi zorla yaptırmak da çocuk için yıkıcı bir etki oluşturabiliyor.

Şehitnur Zülfikar bunu açık biçimde anlatıyor:

“Saydıklarımızın hepsi bağırmak, tehdit etmek, aşağılamak, korkutmak, baskı yapmak, istemediği bir şey için zorlamak çocuğu… Bunların hepsi sözel şiddet ve duygusal şiddet, psikolojik şiddete giriyor. Hatta bazı çocuklar, duydukları ağır sözlerin fiziksel cezadan bile daha kalıcı bir iz bıraktığını anlatıyor. Bu nedenle ailelerin 'bizim evde şiddet yok' derken yalnızca fiziksel şiddeti düşünmemesi gerekiyor."

Zülfikar’a göre çocuk bu tür muameleye maruz kaldıkça ya içine kapanıyor, sessizleşiyor ve donuklaşıyor ya da tam tersine daha hırçın, daha saldırgan hale gelebiliyor. Ama burada yine en büyük risk alanı ihmal. Sözel ve duygusal şiddetin yanında, çocuğun duygusunu görmemek, sıkıntısını ciddiye almamak ve yardım ihtiyacını ertelemek de yıkıcı sonuçlar doğurabiliyor.

“Hedef ortak hareket edebilmek olmalı”

Şehitnur Zülfikar, iş birliğinin çalışabilmesi için ilk şartın ortak gözlem olduğunu söylüyor. "Ortaklığın başlaması için ailenin önce durumu görmesi, kabul etmesi ve iş birliğine açık olması gerektiğine dikkat çekiyor.

“Sorun fark edildiğinde ortak hareket edememek, bazen ilk anda fark edememekten daha büyük bir problem haline gelebiliyor. Çünkü aile durumu yok saydığında, kabul etmediğinde ya da dış faktörleri suçlayarak kendini geri çektiğinde, okulun ve uzmanın hareket alanı daralıyor. Oysa erken kabul ve birlikte hareket, çocuğun yararına en güçlü koruyucu adımlardan biri haline geliyor. Erken tanı, fiziksel hastalıklarda olduğu gibi ruhsal sorunlarda da hayati önem taşıyor.” 

Kaynak :
trthaber.com

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: